Okumak üzerine



NE DERSİNİZ, OKUMALI MI?

 

 

Canı çok sıkılıyordu. Dünya yıkılmış da altında kalmıştı sanki. Değer verdiği dünyasına, sahip olduğu eşyalara baktı, hepsini aklından geçirdi bir bir. Pek sevimli gelmiyordu artık. Sevdiği kişiyi düşündü, sevdiklerini, dostlarını düşündü. Bir film şeridi gibi geçti gözünün önünden. Kendinden ne kadar uzaktaydılar. Sevimli taraflarını, güzel yönlerini göremiyordu. İçinden tiksinti duyuyordu, nefret duyuyordu. Eşyaları, sahip olduğu herşeyi kırmak, dökmek geliyordu içinden.

 

Değmez diye düşündü bir an, sevmeye değmez, değer vermeye değmez bunlara; lanet okuyordu. Gitmeliyim, terketmeliyim diyen düşünceler şimşek gibi çaktı kafasında. Kurtulmak istiyordu bu sıkan dünyadan, nefret duyduğu herşeyden kaçmak istiyordu. Salıvermişti kendini herşeyiyle, duygularıyla, hisleriyle. Kesin kurtuluş çarelerini düşünürken intihar etmek geldi içinden.

 

Nereye koymuştu tabancasını; hah işte oradaydı. O esnada bir kitap ilişti gözüne. Hiç okumamıştı bunu. Merak edip satın aldığında eve getirmişti. Ancak nedense okuma fırsatını bulamamıştı bir türlü. Bir elinde tabanca bir eli kitapta, ayakta duruyordu. Eli kitabı açtı, sayfaları çevirirken bir sayfada durdu ve okumaya başladı. Diğer elinde tuttuğu tabancayı oracığa bıraktı, kitap sayfaları arasında kayboldu.

 

Okudukça, gönlünde uful uful tatlı esintiler esmeye başlamıştı. Üzerindeki kara bulutlar dağılıyordu bir bir. Dünyası genişledi okudukça, karanlıklar aydınlanmaya başlamıştı. Kendine sevimsiz gelen, düşman görünen herşey artık sevimli ve dost görünüyordu. Nefret ettiği kişiler artık düşman değildi; onları bağışladı, onları öylece kabullendi.

 

Perde arkasında saklı duran manaları anlamaya başlamıştı. Ayakta epey süredir okudu. Sonra bir ara durakladı.   “-Niçin bu kitabı daha önce okumadım sanki?” diye hayıflandı bir an. Ama olsundu, şimdi okuyordu ya, geç de olsa okuyordu ve hayatın manasını anlamıştı ya!..

 

İntihar etmekten vaz geçti; hayata yeniden, belki de sıfırdan başlıyordu.

 

Kendini bırakan, salıveren o kişi, o değildi artık. Toparladı kendini ve hayata atıldı. Yeniden doğmuş gibiydi; artık herşey ters bile gitse üstesinden gelebilirdi. Karşısında koca koca yıldız küreler bile çarpışsa korkamayacaktı. Herşeyde bir mana, bir hikmet olduğu gibi bunda da bir mana, bir hikmet var deyip hayranlıkla seyredecekti. “Mevlam görelim neyler, neylerse güzel eyler” diyecekti ve öylece mırıldandı. Neşesi geldi birden, çocuk gibiydi. Ayakları yerden kesilmiş uçuyordu adeta. Görenler onu tanıyamadı; kendisi bile kendine hayret etti. “Ne diye daha önce o kitabı okumadım ki” diye içinden geçirdi bir kez daha.

 

OKUYOR MUYUZ?

Bu anekdotta anlatılanlar size hayal mahsulü mü geldi? Bunun  tamamen gerçek olduğundan emin olabilirsiniz. Neticede elimize geçen kitap, gazete, magazin... her ne ise okunuyor mu dersiniz? Evimize aldığımız, iş yerine aldığımız bu eserleri bir fırsatını bulup mutad olarak okuyor muyuz dersiniz? En güzel arkadaşın kitaplar olduğunu taa okul sıralarında okumuş olmalıyız. Ama onca işe koşuşturmaktan sonra, o kadar yapılacak, bizi bekleyen ama bir türlü bitmeyen işlerden kafamızı kaldırıp elimizdeki hazineleri okumayız. Kendimiz için bir zaman ayırıp da okumayız.

 

Oysa ki yaptığımız işlerde, halletmek istediğimiz konularda bir yol göstericiye, danışmana, arkadaşa ihtiyacımız ne kadar vardır! Takıldığımız yerde açmazları açacak anahtar araçlara ne kadar ihtiyacımız vardır!

 

Kendimizi, işimizi geliştirebileceğimiz araçlara, çevremize faydamız olacak bilgi birikimine eminim ihtiyacımız vardır. Öğrenci öğretmeninden, çırak ustasından, işgören yöneticisinden..kısacası insan bir insandan istifade edebileceği bilgileri kulaktan dolma alıyor ve hayatında tatbik yeri oluşturuyor. Ancak biliyoruz ki meselenin bilimsel yönü, kendimizi kanıtlamaya yönelik işin püf noktalarını alabileceğimiz kaynak araçlar kitaplardır, konusunda yazılmış yayınlardır...

 

Her gün herşey değişiyor. Teknik, teknoloji değişiyor, gelişiyor. Çocuğumuz daha dün bebekti, çocuktu, şimdi bir iş sahibi olmuş, evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış. Dün ufacık iş yerinde ne yapacağım, nasıl yapacağım, burayı nasıl ne ile dolduracağım diye kara kara düşündüğümüz, gözlerimize uykunun bile girmediği gecelerimiz olmuştur. Dün öyleydi, şimdi bakıyoruz büyümüşüz; çok büyümüşüz. Herşey dolu dolu, o günlerde ne kadar sıkıntılıydık, şimdi ne kadar rahatız. Öyle mi, hayır. Yine de bir takım sıkıntılarımız var. Belki de bir yerlerde açmazdayız. Öyleyse biraz olsun başımızı kaldırıp, kendimize bir zaman ayırıp niçin okumuyoruz ki? 

 

DEĞİŞEN DÜNYADA BİZ...

Avukatlar, hakimler, kanun kitaplarını devamlı el altında müracaat kitabı olarak bulundururlar, üzerinde mütaalalar yürütürler. Onlar, yahu ben kanunları biliyorum zaten deyip açmamazlık yapmıyorlar değil mi? Mühendisler, proje geliştirenler, yeni tasarım faaliyetinde bulunanlar... mutlaka müracaat ettikleri kaynak kitaplarını devamlı karıştırıyorlardır eminim. Standartları uygulayanlar, prosedürleri yerine getirmek isteyenler, talimatlara göre faaliyetlerde bulunanlar, eminim ki sık sık dokümanlara müracaat ediyorlardır; üzerinde mütaalalarda bulunuyorlar, açmazları açabilmek için aralarında çeşitli diyaloglarda bulunuyorlardır.

 

Kendinize göre, hayatın her safhası için örnekleri artırabilirsiniz.

 

Kişiler, kurumlar, piyasada bulunan yüzlerce binlerce kitaba rağmen eğitimlere katılıyorlar, seminerlere katılıyorlar.

 

Eğitim kurslarına, seminerlere katılım güzel şey. Ancak hergün sayısı artan kişisel ve işletme gelişimi ile ilgili kitabları almak, okumak, okunmasını sağlamak, onlardan yeterince istifade etmek...Evet değerlendirilmesi gereken ciddi bir husus. Başta her yönetim kurulu başkanı, her kurum yöneticisi, her çalışan bu hususu ciddi olarak ele alıp değerlendirmeli. Bir seminere katılım kadar, bir kursa katılım kadar buna önem vermeli. Seminerlerden, kurslardan daha hesaplı, ekononik bir durum; mutlaka değerlendirilmelidir diye düşünüyorum.

 

Ayrıca, çeşitli gazetelerde, belirli günlerde yayımlanan insan kaynakları, işletme-yönetim sayfalarını her yönetim kurulu başkanı, tüm yöneticiler, birim sorumluları, çalışanlar okumalı, okunmasını sağlamalıdır düşüncesindeyim. Yine ayrıca aylık, üç aylık yayımlanan insan kaynakları magazinleri temin edilmeli, ilgililerce okunmalı, okunması sağlanmalıdır.

 

Eğitim konusu ciddi konu. Kişiliğinizi, işletmenizi geliştirebileceğiniz tek araç.

 

Gerekirse üst yönetim katında eğitim konusu, yukarıda bahsine çalıştığım hususlar göz önüne alınarak konu edilmeli, gündem oluşturmalıdır. Yani kişisel ve kurum gelişimini sağlayıcı kitap okunmasını sağlayan, teşvik edici yaptırımlar toplantılarda gündem oluşturmalıdır.

 

OKUMAK İÇİN ZAMAN

İnsanların, çalışanların, çalıştıranların okumak için mutlaka fırsat zamanları vardır. Gerek iş yerinde, gerek işe gelirken, işten eve dönerken veya iş münasebetiyle bir yerden bir yere giderken, evde kendimizi dinlenmeye alırken... Mutlaka ama mutlaka az dahi olsa bir şeyler okumak için fırsat zamanımız vardır. Ben şu şu millet, şöyle şöyle okuyormuş diye örnek vermiyeceğim burada. Siz zaten biliyorsunuz.

 

Önemli olan okumaya ihtiyacımızı görüp okumak. Okuyacağımız ister kişisel gelişimimizi artıracak, ister kurum gelişimini artıracak yayınlar olsun, ama mutlaka okumalıyız. Okumanın neticesinde siz zaten kişisel olarak da kalkınırsınız, toplum olarak da, millet olarak da...

 

Okumak, başta kişinin kendisine değer vermesi, sevdiklerine değer vermesi, işine, iş yerine değer vermesi, insanlara değer vermesidir. Öncelikle buna inanmalı insan; yürekten inanmalı. Hep okumalı, okudukça da tatbik etmeli öğrendiği güzel şeyleri.

 

İnsan bir şeyi ne kadar çok bilirse, onu o kadar rahat ve kolay yapar. Başta kendine, sonra çevresine, ilgilendiklerine o kadar yararı dokunur.

 

Okumanın yaşı, belirli zamanı olmaz. Bilgi birikimini, tecrübelerini anlatmanın bin türlü yolu yordamı, yöntemi vardır. Yeter ki siz isteyin, içinizden gelsin...
Mehmet AYDAZ
Ümitvar olunuz ! Şu istikbal inkilabatı içinde en yüksek gür sâda islamın sâdası olacaktır.
 
Facebook beğen
 
Reklam
 
zaman gösterdi ki cennet ucuz değil, cehennem dahi lüzumsuz değil. zalimler için yaşasın cehennem!
 
"Düşünerek hareket etmek, Allah'tandır. Acele etmek ise, şeytandandır."
 
"Bizim düşmanımız cehalet, zaruret, ihtilâftır. Bu üç düşmana karşı san’at, marifet, ittifak silâhıyla cihad edeceğiz."
 
İnsan bu dünyaya ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir.
 
Altın Fiyatları

kaynak: hasaltın
 
Bugun 258761 ziyaretçiburadaydı
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=