İngilizce İdyomlar

İngilizce İdyomlar

 
Are you and Oktay related, by any chance? = Oktay'la ola ki bir akrabalığınız var mı? Bana sanki öyle gibi geliyor da...

Are you out of your mind? = Deli misin sen yahu? Aklını mı kaçırdın?

Be careful. = Dikkatli ol. Temkinli ol.

Believe it or not. = İster inan ister inanma. (İnan ki...)

Believe you me! = İnan ki... Güven sözüme. Walla billa.

Cheer up, it's not the end of the world. = Boşver yahu! Dünyanın sonu değil ya!

Come to the point, will you? = Sadede gelsene, geveleyip durma.

Count me in. = Ben de varım, ben de katılacağım.

Do l have to?. = Ayy, ne yani! Bunu yapmak zorunda mıyım?

Don't be so childish. = Çocukça davranmayı bırak. Bebek misin sen yahu! (Mantıklı davranmaya davet veya bencil mızıldanmaya eleştiri)

Don't be so hard on yourself. = Kendine karşı bu kadar acımasız davranma.  

Don't be so modest. = Başarılı olduğuna yürekten inanıyorum; bu övgüyü hak ediyorsun; alçakgönüllülük göstermene gerek yok.

Don't be such a moron. = Budala budala konuşma/davranma (şu anda).

Don't count on me. = Beni hesaba katma, bu konuda söz veremem. Hesabını bensiz yap.

Don't give me that! = Bırak şimdi bana kıtık atmayı! Ufak at da civcivler de yesin.

Don't keep the truth from me. = Gerçeği saklama benden. Söyle lütfen.

Don't let it get you down. = Aldırma, kafayı takma. Seni üzmesine izin verme.

Duty calls. = Haydi bakalım, görev başına. Görev ihmal edilemez; yapılmak zorunda. (= "Gitmek zorundayım." Örneğin bir sohbeti kesip bir yere gideceğiniz zaman kullanabileceğiniz bir cümle. Hafif alaycı kullanmanızı tavsiye ederim. Eğer ciddi ciddi böyle laflar söylerseniz, en az "Top Gun" filminin kasıntı yurtseverliği ölçüsünde komik duruma düşersiniz.)

Forget it! = Unut gitsin, zaten senden iyilik bekleyende kabahat!

Good luck! = İyi şanslar diliyorum.

Guess what? = Bil bakalım ne oldu? Bak ne anlatacağım sana, asla tahmin edemezsin.

He can't take a joke. = Şakadan anlamaz/ kaldırmaz/sinirlenir.

He/She is my age. = Benim yaşımda.

Hey, I'm on your side. = Hey, ben senin tarafındayım, senden yanayım.

Hey, slow down! = Hey, çok hızlı gidiyorsun, yavaşla biraz yahu!

How do I look? = Nasıl görünüyorum?

How much did it cost you? = Kaça aldın? Kaça maloldu?

How much does it cost? = Fiatı nedir?

I didn't sleep a wink last night. = Dün gece bir damla uyku uyumadım. ["wink" = göz kırpması].

I doubt it. = Hiç sanmam. Böyle birşey olduğuna/olabileceğine ihtimal vermem.

I have something to tell you. = Sana birşey anlatacağım; sana söyleyeceğim bir şey var.

I have the right to know. = Bilmeye hakkim var; bana söylemelisin.

I have/had no other choice. = Başka seçeneğim yok/yoktu.

I haven't seen you (him, them) for ages. = Seni (onu, onları) uzun zamandır görmedim.

I promise. = Söz veriyorum. Yemin ederim ki.

I punch him right in the nose. = Yumruğu tam burnunun üstüne çaktım. 

I saw it with my own eyes. = Kendi gözlerimle gördüm.

I think I've got a cold coming on. = Sanıyorum soğuk algınlığı başlangıcı.

I think so. = Sanırım öyle. Öyle olduğunu sanıyorum.

I was all over the bed! = Durmadan sağa sola döndüm.

I wish I/we could start all over again. = Keşke (herşeye) yeni baştan başlayabilsem/sek.

I'll just play it by ear. = Duruma göre hareket edeceğim.

I'll try my best. = Elimden geleni yapmağa çalışacağım.

I'm all for it. = Tamamen bundan yanayım; tamamen katılıyorum ve yapılmasından yanayım.

I'm on a diet. = Rejim yapıyorum.

I'm/We're very proud of you/him/her/it. = Gurur duyuyorum/ruz.

It could be worse. = Daha kötüsü de olabilirdi.

It doesn't make sense. = Anlamsız/mantıksız bu; bir anlam veremiyorum/çıkaramıyorum; çok saçma. 

It’s a long story. = Wallaaa, uzun hikâye.

It's up to you. = Sen bilirsin; sen karar ver.

It's very thoughtful of you. = Çok naziksin, çok ince düşüncelisin.

Just wait and see! = Bekle - göreceksin. (Çoğunlukla uyarı ve tehdit; bazen de öneri)

Keep in touch. = Yine görüşelim; irtibatı kesmeyelim.

Keep the engine running. = Motoru çalışır vaziyette tut.

Keep up the good work. = Başarılı çalışmalarının devamını dilerim.

Let's not waste our time. Let's not waste any more time. = Zamanımızı daha fazla boşa harcamayalım.

Make yourself at home. = Burası eviniz sayılır; lütfen rahatınıza bakınız. 

Move out of my way! = Çekil yolumdan!

My treat. = Bu benden, ben ısmarlıyorum.

None of your business! = Sana ne be! Seni ilgilendirecek birşey yok burada!

Of course. = Tabiatıyle, Pek tabii. Tabiî ki. (Yabancılar -- yani biz -- çok sık kullanmak eğilimindeyizdir. En azından İngilizler bu derece kesin konuşulmasını sevmezler.)

Oh, I love this game. = Bu oyuna bayılırım/bayılıyorum.

Oh, I'm fed up with my work! = Öf, bıktım usandım çalıştığım işten.

So far so good. = Bu noktaya kadar iyi. Bundan sonrası için haydi hayırlısı bakalım.

Sorry, but I need to answer the nature's call first. = Evet, ama üzgünüm, önce tuvalete gitmek zorundayım.

Stop dreaming. = Hayal kurmayı bırak; gerçekçi ol!

Take care. = Kendine iyi bak, kendine dikkat et.

Tell me. What's your goal in life?. = Hayattaki hedefin ne? Ne olmak/yapmak istiyorsun?

That's a wonderful/terrific idea! = Harika bir fikir!

The price is/was reasonable. = Fiyatı makul/dü.

The show must go on. = Perdemiz -- başımıza ne gelirse gelsin -- mutlaka açılmalı...

The way to a man's heart is through his stomach. = Erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer.

Things are getting beter. = Herbirşeyler şimdi daha iyi; toparlanıyoruz diyebiliriz.

Time is running out. = Zaman daralıyor/tükeniyor.

Time is up. = Süre doldu; süre bitti.

Try again. = 1. Bir daha dene bakiim. 2. Madem olmadı, bir daha dene.

Ugh! I'm full. = Öf, amma doydum. Amma doymuşum haaa.

Wait a minute, you've lost me there. = Bir dakika, bu son söylediklerinden birşey anlamadım.

Watch out! = Dikkat et! (= Yaklaşan ve apansız bir tehlike var)

Well it depends. = Walla, bilmem ki. Duruma göre değişir.

What a pity! = Ne yazık! Vah vah!

What do you think? = Ne dersin? Fikrin ne?

What time will you be back home? = Saat kaçta döneceksin eve?

What's up? = 1. Ne haber? Ne var ne yok? 2. Bir şey mi oldu, bir sorun mu var?

What's wrong with you? = N'oluyor be! Derdin ne senin?

Who told you that? = Kim dedi bunu sana yav?!

You asked for it! = Eeee, kaşınmıştın sen de; layığını buldun işte. Arayan bulur. veya, "Al işte!" anlamına söyleyip bi tane çakarsınız...

You can't miss it. = (Yer tarifinde) Bulamamana imkan yok. Çok kolay.

You have a remarkable memory. = Olağanüstü bir hafızan var.

You have my word (for it). = Söz veriyorum; bana güvenebilirsin.

You look run down. = Yorgun görünüyorsun.

Your hand feels cold. = Elin/ellerin üşümüş.

Ümitvar olunuz ! Şu istikbal inkilabatı içinde en yüksek gür sâda islamın sâdası olacaktır.
 
Facebook beğen
 
Reklam
 
zaman gösterdi ki cennet ucuz değil, cehennem dahi lüzumsuz değil. zalimler için yaşasın cehennem!
 
"Düşünerek hareket etmek, Allah'tandır. Acele etmek ise, şeytandandır."
 
"Bizim düşmanımız cehalet, zaruret, ihtilâftır. Bu üç düşmana karşı san’at, marifet, ittifak silâhıyla cihad edeceğiz."
 
İnsan bu dünyaya ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir.
 
Altın Fiyatları

kaynak: hasaltın
 
Bugun 258761 ziyaretçiburadaydı
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=